Fotoğraf, Photoshop, Marketing ve Teknoloji üzerine...

Zaman Çabuk Geçiyor – Kuzey 1 Yaşında!

Daha dün gibi hamilelik süreci, hangi doktor, hangi hastane, hangi yolla doğum diye düşünmemiz. Şimdi 1 yıl oldu bile, çocuğunuz olduktan sonra hayat birdenbire çok değişiyor. Hem kendi hislerimi hem Kuzey’i anlatacağım yine bu yazımda.

Hep derler ya hani evlilik esas çocuk olduktan sonra diye, çok doğru. Kendinizi daha aile olmuş gibi hissediyorsunuz, her şey daha yerli yerinde, daha oturmuş gibi geliyor. Eve gelince Kuzey’in beni çığlık çığlığa karşılaması, gülücükler saçması, çırpınması müthiş bir duygu. Hayatta elbette büyük mutluluklar yaşamış olabilirsiniz, ne bileyim benim yaşım için konuşuyorum, ÖSS mesela en önemli olaylardan biri, hala geriye dönüp baktığımda o sınavı iyi geçirmiş olmanın beni çok rahatlattığını hatırlıyorum, onun dışında askerliğin bittiği günü unutamam, ama çocuk sahibi olmak diğer her şeyden biraz farklıymış, duygu olarak biraz sorumluluk, biraz dikkat, biraz korumacılık, biraz da kaygı barındırıyor desem yanlış olmaz. Onu dünyaya getirmenin sorumluluğu elbette çok fazla. Hele ki 2016 yılının nasıl geçtiğini gördükten sonra o duygu endişeyle epey birleşti diyebilirim. Acaba bir şeyler yerken boğazında kalır mı, uyurken burnu kapanır da nefessiz kalır mı, emeklerken kolları güçsüzleşip yüz üstü düşer mi, ayağa kalkarken kafasını dolaba vurur mu şeklinde bebeğin büyüme evresiyle paralel kaygılarınız olacak, korkmayın, yaşayın. Kafanızı telefondan, televizyondan kaldırın ve bebeğinizin, çocuğunuzun her anını birlikte yaşayın. Tam 1 yıl geçti ve belki de hayatımın en dolu 1 yılıydı. İş bir yere kadar, elbette -ne yazık ki- zamanımızın çoğu iş yerinde geçiyor ama bebeğinizle zaman geçirmek harika bir haz. Öğreniyor oluşu, beklemediğiniz hareketler yapması, durduk yere kahkaha atması, bazen ateşinin çıkması, hepsi büyük bir tecrübeyi beraberinde getiriyor, siz de onunla öğreniyorsunuz. Şimdi hatırlıyorum da ilk defa bebekle başbaşa kaldığımızda ne yapacağımızı bilememiştik ama kimse de bu konu hakkında konuşmamıştı, ama şu anda o kadar rahatım ki bebek konusunda, sanıyorum uzun bir konuşma yapabilirim “Babalık ve bebek” konusunda :)

Bu konuyu biraz açayım; evet söylendiği ve tartışılageldiği gibi annelik biraz içten gelen bir duygu iken babalık pek öyle değil. Yeni bebeği olan veya olacak olan arkadaşlarıma da bu şekilde anlatıyorum, ilk 6 ay babalığı hissetme şansınız yok. Çünkü zaten ilk 3 ay bebek yenidoğan sürecinde ve hemen hemen tepkisiz büyüyor, sonraki 3 ay biraz kendine geliyor ama size bakması, tepki vermesi, iletişim kurmanız en az 6 ay. Hatta ben notlarıma baktığımda ancak 8. ayda iken bir baba-oğul iletişimimiz oluştuğunu söyleyebilirim. Bu 1 yaşına girene kadar günden güne çok hızlı bir ivmeyle büyüyor.

1 Yıl İçinde Neler Oldu?

Kuzey hareketli ama yaramaz olmayan bir çocuk, en azından şimdilik öyle. Geceleri çok uykusuz kaldım diyemem, horlamasını saymazsak… Şaka değil, bildiğiniz dede gibi horluyor. Alıştık artık :) Henüz o varken hiç televizyon, iPad, telefondan video vs açmadık. Seslere çok duyarlı, en ufak sese dönüp bakıyor. Her bebek böyle mi bilmiyorum ama epey meraklı görünüyor. Müziği çok seviyor, beraber söyleyip dans ettiğimiz şarkılar var, en sevdikleri “Worth It” , “Cheap Thrills” , “Purple Rain” , “Hymn for the Weekend”, inanın ilk 3 saniyesini duyması yetiyor bu şarkıların. Ağız açılabildiğince açılıyor ve popo sallanıyor :)  Henüz hiç dişi çıkmadı, 15 aylığa kadar beklenebiliyormuş, yine çıkmazsa ufak bir cerrahi müdahale oluyormuş. Sizlere söylemesem de kalça çıkıklığı ve tortikolis (boyun eğriliği) ve Brown Sendromu (Gözdeki kas sorunu) sıkıntıları yaşadık, üçünü de atlattık. Kısaca anlatayım hepsini:

Bebeklerde Kalça Çıkıklığı: Bebeklerde aslında sık rastlanan bir sorun, yenidoğandan itibaren bebeğiniz için kontrole gidiyorsunuz ve hastaneler bunu saptıyor. Röntgenle belli oluyor, açının en çok 25 olması gerekiyor, 25-30 arası şüpheli, 30 ve sonrası kesin kalça çıkıklığı oluyor. Kuzey’in 27 derece çıktı. Bebek 40 günlükken çekilen ultrasonda hastane bu durumu göremedi ancak 5. ayda çocuk ortopedisti durumu saptadı ve kullanmamız için bir abdüksiyon ortezi verdi. Bir alet düşünün bebeğe takılan, buraya görselini koymak istemiyorum hatırlamamak için. İstanbul’da olmamıza rağmen çok zor buldum, Kadıköy iskele tarafında pek çok sağlık ürünü satan yer var, onların birinden 350-400TL gibi bir fiyata aldım, şimdi döviz yüzünden daha da artmıştır. İyi ki erken fark ettik, çünkü bebek 6 aylıkken çok hareketli olmuyor, şu anda öyle bir teşhis konulsaydı o aletle durması sanırım çok zor olurdu çünkü günde 22 saat taktı Kuzey. Uyurken bile o aletle uyuyordu, ilk öğrendiğimizde gerçekten çok üzüldük, takılan aletin %90 hastalığı geçirme oranı var ama insan hep o %10u düşünüyor, ameliyat vs insanın gözünü çok korkutuyor 70 santimlik bebeğiniz için. Her neyse yaklaşık 3 ayda Kuzey tekrar röntgen çekildi ve hastalığı atlatmış olduğu belirlendi. Burada bir hikaye daha var, biz hastalığı geçirdikten sonra kullandığımız aleti ihtiyacı olan birine vermek istedik. Sonra öğrendik ki bu işi yapan dolandırıcılar varmış, bizim oğlumuzda / kızımızda kalça çıkıklığı var deyip aleti alıp, ikinci el olarak satıyorlarmış. İnsanlığımdan bir kere daha utandım bunu duyunca. Bu arada alet hala bizde, yazıyı okuyup da ihtiyacı olan varsa hemen gönderebilirim (Ottobock marka Tubinger cihazı diye aratabilirsiniz)

Bebeklerde Boyun Eğriliği: Bu hastalık daha çok tortikolis diye geçiyor, bebeğin boynunun eğri olması durumu diyebilirim kısaca. Tam karşıdan baktığınızda hafif sağa veya sola bir eğrilik mevcutsa ve bu durum sürekli hale gelmişse bir doktora görünmenizde fayda var. Bazen doğumda bile fark edilebiliyor, ama genellikle 2-3 aylıkken belirgin hale geliyormuş. Kuzey’de çok bir ilerleme olmasa da aynı ortopedi doktorumuz tortikolis teşhisi koyarak bir egzersiz programı yazdı. Bu egzersizde; boyun tam sağa (yanak yere değecek şekilde) 10 kere, sonrasında da tam sola 10 kere, tam aşağı 10 kere, tam yukarı 10 kere x 4 set halinde her gün uygulanması gerekiyordu. Bunu bebeğe uygulamak inanın çok zor, istemediği bir şey yaptırıyorsunuz, ileride bu yaptığınız şey onu etkiler mi diye düşünüyorsunuz ve yırtınırcasına ağlıyor. Neyse ki bu da çok uzun sürmedi, meğer sebebi alttaki hastalıkmış.

Brown Sendromu: Brown sendromu, addüksiyonda elevasyon kısıtlılığı ve pozitif traksiyon testi ile karakterizedir. Nasıl ama açıklama? Çok kısaca göz kaslarının tembelliği veya bir şekilde engelli olma, yapamaması durumu. Genellikle tek gözde olmakla beraber iki gözde de görülebiliyor. Hasta istese de gözünü yukarıya veya belli bir tarafa hareket ettiremiyor. Kuzey’de bu hastalık oluştuğu için boynunu da tetiklemiş, gözünü çeviremediği için boynunu sürekli o tarafta tutunca ikisi bir olmuş diyeyim. Biz aslında gözü çok önce fark etmiştik ama yine sağolsun hastanemiz doktorları en az 8. ayda belli olur diyerek bizi savsakladılar. Kimseye “Şifa Hastanesi” ni asla önermiyorum. Çok önemli, belki bebeğin hayatını etkileyecek hastalıkları bulamadılar, fark etmediler bile. Brown sendromunun tedavisi için de doktorumuz göz kapatma bandı verdi, sorunlu olan gözü çalıştırmak için diğer göz bantla kapatılıyor, tabii bebeğiniz izin verirse. Yani ne kadar erken fark ederseniz o kadar iyi. Son 1 ay Kuzey o bandı taktığımız gibi koparıp alıyordu, hatta bunu bir oyun haline getirmişti diyebilirim. 1 hafta önce doktora gittik ve artık hastalığın tamamen geçmiş olduğunu söyledi, ben de o rahatlıkla buraya detaylarıyla yazmış oldum.

Herkes bana diyor ki, blog yazıyorsun, çocuğu herkese gösteriyorsun, nazar değiyor :) Ben pek inanmıyorum, her şeye rağmen geriye baktığımda bu hastalıkları da hiç hatırlamıyorum. Ama bir keresinde ateşi çıktı. 1 ay önce falan, ateşini ölçüyoruz 38 çıkıyor, biraz daha geçiyor, 38 çıkıyor, ne azalıyor ne artıyor. Babam bana doğumdan önce demişti ki, “Bebeğin ateşi çıkarsa hiç bekleme, hemen hastaneye git.” Ben de içimden diyorum ki, “Tamam gideyim de, ateşi kaça çıkması lazım bunun için, yani 38 mi 39 mu 40 mı?” O gün sabah olmak bilmedi, ama sonunda elimi tutup uyumasını da bu ilk yılın “En mutlu anlar” kısmına sokabilirim.

Peki gün içinde ne yapıyorsunuz derseniz de şöyle oluyor: Kuzey genelde en geç 7.30’da uyanıyor, bebeklerde uyku sersemliği gibi bir şey yok, uyandıktan 1 dakika sonra full enerjisiyle üstünüze çıkabiliyor, elini ağzınıza, gözünüze sokabiliyor, o yüzden dikkat. Oyuncakların yerlerde dağınık durmasına da alışın, çünkü toplasanız da o sepeti devirmek en büyük hobileri. İlk 6 ay yatan bebeğiniz, 6. ayda oturmaya başlıyor, yaklaşık 9. ayda emeklemeye başlıyor, 12. ay gibi de yürüyebiliyor. Bunlar tabii ortalama rakamlar, Kuzey henüz yürüyemiyor örneğin, ama sıralama denilen yana adım atma hareketini yapabiliyor. İlk önce “Ma-Ma” dedi, “Ba-ba” ve “De-de” diyebiliyor, annesi “An-ne” de dediğini iddia etse de ben hiç duymadım. Kablolu olan herşeyi alıp sallamak istiyor, gözlükleri ortasından ikiye ayırmak istiyor ve özellikle emekledikten sonra prizlere dikkat, çok ilgili oluyorlar. Nedense bizim evdeki tüm prizler de yerden 20cm yukarıda dolayısıyla sanki hepsi Kuzey için hazırlanmış gibi, mecburen hepsini kapatttık tabii plastik koruyucularla. Onun dışında, arabaya binince mayışıyor, ama arabanın hiç durmaması lazım, yürümeyi, gezmeyi seviyor, kendisi yemek yiyebiliyor. Yemek konusunda eski yazılarımda BLW yöntemini göreceksiniz, kesinlikle öneriyorum, el becerisini çok geliştiriyor ve bebeğin sorumluluk almasını kolaylaştırıyor. Hiç dişi olmamasına rağmen et dahil her şeyi yiyebiliyor, tabii özel pişirme yöntemleri var o detaya girmeyeceğim. 1 yaşına gelene kadar bazı yiyeceklerin yenmesi sakıncalı, alerjik sonuçlar da oluşturabiliyor, bunların bazıları: Patlıcan, yumurta beyazı, bakla, inek sütü… Bunun haricinde tuzlu, şekerli de yemiyor tabii. 1 yaşından sonra biz ne yiyorsak yiyebiliyor, her şeyden az az olmak şartıyla.

1 Yaş Kutlaması

Müthiş bir sektör var burada, ben pek sevmem özel gün kutlamalarını ama bu gün sanıyorum kaçınılmaz. Süslemeler, pastalar, oturma düzenleri, balonlar… Mesela harf şeklindeki büyük balonların tanesinin 10 lira olduğunu ve helyumla şişirmenin de 10 lira olduğunu, dolayısıyla 5 harfli standart ismi olan çocuğunuzun ismini uçan balonla yazmanın maliyetinin 100lira olduğunu söylesem şaşırır mısınız? Şeker hamurundan yapılan pastanın ortalama maliyetinin 300 lira olduğunu söylesem? Mekan ücreti, süslemeler vs işin içine girince en az 1000lira masrafınız olacağını söyleyebilirim. Neyse ki her şeyi sade seviyorum da olabildiğince büyük masraflardan kaçındık.

Ben de kutlamaya biraz duygu katmak istedim, 1 yılı kısaca özetleyen bir video hazırladım, sizlerle de paylaşayım:

Not: Doğum günü fotoğrafları için sevgili Durmuş Yasin Gedik’e teşekkürlerimi borç bilirim…

Yorumlar