Daha çok araştırınca daha iyi karar veriyor muyuz?
Araştırdıkça karar vermek neden zorlaşıyor? Tersinden düşünme, fırsat maliyeti ve günlük hayatta kullanabileceğin zihinsel modeller üzerine.

Araba alacaksın, birkaç model buldun. Fiyatları uygun, görünüşlerini de beğendin. Kullananların yorumlarını okumaya başlayınca birinde şanzıman sorunu, diğerinde fazla yakıt tüketimi, ötekinde servis şikayeti çıkıyor karşına. Aynı arabaya biri on yıldır sorunsuz bindiğini yazmış, başkası aldığı güne pişman.
Bir süre sonra insanın aklına geliyor, hiç mi düzgün araba yok? Yorumları sonuna kadar okusak muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. :)
Benzer durum başka kararlarımızda da var. Yeni bir işe başlayacağız, hangi eğitimi alacağımızı seçeceğiz veya bir ürün geliştireceğiz. Araştırdıkça seçenekler çoğalıyor, her seçeneğin yanında da vazgeçmek için birkaç neden buluyoruz.
Bazen gerçekten öğrenmemiz gereken bir şey kalmıştır. Bazen de aynı bilgileri tekrar tekrar okuyup karar vermeyi erteliyoruzdur. Bu ikisini ayırmak kolay gelmiyor bana.
Zihinsel modeller burada işe yarayabiliyor. Adı biraz akademik ama bildiğimiz bazı fikirleri, önümüzdeki karara uygulamak aslında. Mesela ekonomideki fırsat maliyetini kendi takvimine bakarken kullanmak gibi.
Bir de tersinden düşünelim
Yeni bir uygulama geliştirmek istediğini düşün. Fikri beğendin, yapılabilecek özellikleri yazmaya başladın. Yapay zekayla ilk versiyonu çıkarmak da mümkün görünüyor.
Genelde bu noktada uygulamayı nasıl başarılı yapacağımızı düşünüyoruz. Bir de insanların neden kullanmayacağını yazsak?
Kimseye ihtiyaç duyup duymadığını sormadan aylarca geliştirmek, ilk ekranda ne işe yaradığını anlatamamak, daha ürünü göstermeden kullanıcıdan uzun bir form doldurmasını istemek... Bunları sıralamak daha kolay.
Bu yaklaşımın adı tersinden düşünme, İngilizcede inversion. İstemediğin sonuca nasıl ulaşacağını düşünüp kendi planında o hatalardan hangilerinin bulunduğuna bakıyorsun.
Başarıya giden yol belirsiz olabilir ama kullanıcıyla hiç konuşmadığını fark ettiğinde yapacağın iş oldukça belli. Uygulamaya bir özellik daha eklemeden önce fikri birkaç kişiye gösterebilirsin.
Bir şeye evet deyince takvimde ne değişiyor?
Yeni bir eğitim buldun. Konusu ilgini çekiyor, anlatan kişi iyi, fiyatı da uygun. Almak için neden çok.
Yalnız o eğitime ayıracağın saatler nereden gelecek?
Akşamları izleyeceksen belki devam eden projen yavaşlayacak. Hafta sonuna bırakırsan başka bir planı erteleyeceksin. Takvim zaten doluyken yeni bir şey eklemek, mevcut işlerden birine daha az zaman ayırmak demek.
Fırsat maliyeti, bir tercihi yaparken vazgeçtiğin en değerli alternatifin bedeli. Kursun ücretini hesaba katıyoruz, ona vereceğimiz yirmi saati aynı dikkatle düşünmeyebiliyoruz.
Bu arada o yirmi saatte dinlenmek de mümkün. Boş vakti görünce hemen doldurulacak bir yer gibi davranıyoruz bazen. Sonra bütün hafta için yaptığımız plan, çarşamba akşamı enerjimiz bitince dağılıyor.
Eğitimi yine alabilirsin. Ama satın almadan önce hangi akşam izleyeceğini düşünmek, “bir ara bakarım” demekten daha gerçekçi.
Ne kadarını biliyorum?
Bir konuyu takip edince kullanılan kelimeler tanıdık gelmeye başlıyor. Yazıları anlayabiliyor, sohbet sırasında fikir söyleyebiliyorsun. Sonra biri uygulamada yardım isteyince daha önce hiç karşılaşmadığın sorular çıkıyor.
Yapay zekayla çalışan bir prototip yapmak buna iyi bir örnek. Ekranlar açılıyor, düğmeler çalışıyor. Gerçek kullanıcı geldiğinde ise verinin nasıl saklanacağı, yarıda kalan işlemin ne olacağı, bir hata çıktığında nasıl bulunacağı da gerekiyor.
Circle of competence, yani yetkinlik alanı, bildiğin konunun sınırlarını fark etmeyi öneriyor.
Öğrenmek için o sınırların dışına çıkacağız elbette. Ama deneme yaparken aldığımız riskle, başkasının kullanacağı bir iş teslim ederken aldığımız risk farklı. Nerede yardım istemen gerektiğini bilmek işini kolaylaştırıyor.
Bence “bunu yapabiliyorum” derken tam olarak hangi kısmını kastettiğimizi söylemek faydalı. İlk versiyonu hazırlamak mı, sonrasında çalışır halde tutmak mı?
Söylediğimizle ödüllendirdiğimiz aynı mı?
Bir ekipten kaliteli iş istendiğini düşün. Çalışanların değerlendirmesi ise yalnızca kaç işi tamamladıklarına bağlı.
Böyle bir durumda iş sayısının artması, bazı ayrıntıların gözden kaçması şaşırtıcı olmaz. İnsanlara kaliteyi önemsemelerini söylemekle, değerlendirmede kaliteye yer vermek arasında fark var.
Teşvikler modeli davranışları anlamak için neyin ödüllendirildiğine bakıyor. Para, terfi, yöneticinin takdiri... Hatta toplantıda hangi işin konuşulduğu bile önemli olabilir.
Kendi ürettiğimiz içerikte de benzer bir şey var. Yalnızca ilk gün gelen beğenilere bakarsak zamanla konu seçerken onları düşünmeye başlayabiliriz. Okurun yazıyı bitirip bitirmediği, bir şey öğrenip öğrenmediği daha az dikkatimizi çeker.
Bir sonuçtan memnun olmadığımızda, onu ortaya çıkaran değerlendirme şekline de bakmak gerekiyor.
Bir sonraki denemeye ne taşıyoruz?
Bir yazı yayımladın, beklediğin kadar okunmadı. Sonra bir tane daha yazdın. Arada ne olduğunu incelemeden aylarca bu şekilde devam edebilirsin.
Geri bildirim döngüsü, yaptığın işin sonucunu bir sonraki denemede kullanmak demek. Az okunmasının sebebi konu olabilir, başlık anlaşılmamış olabilir veya yazıyı okuyacak insanlara ulaştıramamış olabilirsin.
Tek bir sonuçtan bunları ayırmak zor. Yine de yazıyı okuyan birkaç kişiye nerede takıldıklarını sormak, yalnızca görüntülenme sayısına bakmaktan farklı bilgi verir. Senin çok açık bulduğun bir örneği kimse anlamamış olabilir mesela.
Yüz tane zihinsel modeli ezberlemek bana biraz yorucu geliyor. Birini gerçek bir işte kullanınca ise ne işe yaradığını görüyorsun.
Yeni bir proje fikrin varsa, özellik listesinin yanına insanların neden kullanmayacağını da yaz. Orada “böyle bir ihtiyaç var mı bilmiyorum” çıkarsa, araştıracağın konu belli olur. Bu kez bir video daha izlemekten önce, o ürünü kullanmasını beklediğin biriyle konuşabilirsin.