Dört Ocaktan Hangisini Kapattın?
Başarılı olmak istiyorsan bir şeyden vazgeçmen gerekiyor, gerçekten büyük bir başarı istiyorsan iki şeyden. Avustralya'da bir arabada anlatılan dört ocak benzetmesi ve hayatın faturasının nereden kesildiği.

Geçen hafta LinkedIn'de bir metin dolaşıyordu. Altına düşen yorumların yarısı "bu tam olarak benim hayatım" diye başlıyordu.
Anlatılan şey de şuydu. Başarılı olmak istiyorsan bir şeyden vazgeçeceksin, gerçekten büyük bir başarı istiyorsan iki şeyden.
Benzetmenin çıktığı yer 2009 yazında Avustralya'da bir arabanın içi. Direksiyonda Pat diye biri var, işini kurmuş, büyütmüş, sonra da bırakıp emekli olmuş; arka koltukta yazar David Sedaris ile partneri Hugh oturuyor. Pat yol boyunca, yıllar önce bir yönetim seminerinde duyduğu benzetmeyi anlatmış. Bir ocak düşünün demiş, dört gözü var, biri aileniz, biri arkadaşlarınız, biri sağlığınız, biri de işiniz. Başarılı olmak için bu gözlerden birini kapatacaksınız, gerçekten başarılı olmak için ikisini.
Sonra da o soru gelmiş. Sen hangilerini kapattın? Pat hiç dolandırmamış, önce aileyi kapatmış, sonra da sağlığını. Sedaris kendi cevabını vermiş, o arkadaşlarını kapatmış.
Sedaris bu sohbeti aynı yıl The New Yorker'a yazmış, benzetme de oradan çıkıp dünyayı dolaşmış. Ben yazıyı okuduğum akşam kendi ocağıma bakmak zorunda kaldım, doğrusu pek keyifli olmadı.
Peki fatura nereden kesiliyor?
Denge kelimesini hepimiz seviyoruz, ben de seviyorum, ama denge dediğimiz şey aslında dört gözü de orta ateşte tutmak demek ve gayet iyi bir hayata yetiyor. Bir alanda gerçekten öne çıkmak istediğin anda hesap değişiyor, çünkü o alana koyacağın fazladan saatler gökten inmiyor, bir yerden alınıyor, çoğu zaman da senin oturup seçmediğin bir yerden.
Kimi bunu uykusundan ödüyor, kimi çocuğunun maçından, kimi üç senedir "bu ay mutlaka buluşalım" yazıp durduğu arkadaşından. Bir de hiç fark etmeden ödeyenler var.
İşin beni asıl düşündüren tarafı da bu son grup. "Proje bitene kadar sporu bırakıyorum, sonra dönerim" diyen adam bir tercih yapmış oluyor; üç yıldır spora gitmediğini ancak doktor söyleyince fark eden adam ise tercih falan yapmamış, öylece savrulmuş. İkisinin tablosu kağıt üstünde aynı görünüyor ama biri hayatını yönetiyor, öteki hayatına yetişmeye çalışıyor.
Dört göz
Aile, arkadaşlar, sağlık, iş. Dördü de senden zaman istiyor, dördü de enerjinden pay alıyor, ama elindeki tüp bir tane.
Şimdi bir dakika durup kendi haftana bak, dördü de sonuna kadar açık mı? Benimki değildi, açıkçası yakınından bile geçmiyordu :)
Her göz başka türlü sönüyor
Aile ocağının garip tarafı ölçeklenmemesi. İşteki bir işi devredersin, ekibe dağıtırsın, sistem kurarsın, olmadı otomatikleştirirsin; ama çocuğunun yanında olmayı kimseye devredemezsin, yakınlığın verimlilik ayarı diye bir şey de yok. O yüzden bu göz gürültü çıkarmadan kısılıyor. Bir akşam yemeği ertelenir, bir okul gösterisi kaçar, tatil "şu proje bir bitsin" diye bir sonraki aya atılır, derken bakmışsın çocuk büyümüş.
İş ocağını kapatmak niye bu kadar zor peki? Çünkü iş sadece para vermiyor. Kimlik veriyor, statü veriyor, üstüne kötü bir günden kaçmak için en meşru sığınak da o. "Çalışıyorum" dediğinde kimse itiraz etmiyor, evde bile etmiyor.
Sağlık en sessizi. Uykudan bir saat çalarsın, öğünü atlarsın, yorgunluğu kahveyle bastırırsın ve aylarca hiçbir şey olmaz. Sonra bir gün beden faturayı peşin keser.
Bu konuda konuşacak en son kişi benim aslında. Spor yapmıyorum, üstelik etrafımdaki herkes bana çok az su içtiğimi söylüyor, ben de her seferinde gülüp geçiyorum. Kendime söylediğim cümle de hazır, bu yaşlarda çalışmak lazım, nasılsa ilerde enerjim düşecek. Kulağa gayet mantıklı geliyor, kaç senedir de aynı cümleyi kuruyorum zaten.
Arkadaşlar ise kimseye haber vermeden gidiyor. Kavga yok, küslük yok, sadece görüşme aralığı önce üç aya, sonra bir yıla çıkıyor, WhatsApp grubundaki son mesaj sekiz ay önce atılmış bir doğum günü kutlaması oluyor. Bir noktada bakıyorsun etrafında yüzlerce tanıdık var ama gece yarısı arayabileceğin iki kişi kalmış.
Ben de galiba en çok buradan kısıyorum. Evlendikten sonra arkadaşlarla eskisi kadar yakın olamadık, herkes evlenince iyice zorlaştı :) Kimse kimseye kırılmadı, takvimler tutmuyor sadece. Yoğun dönemlerde benim takvimimden ilk silinen şey de hep bir buluşma oluyor, silmesi kolay çünkü kimse arayıp "neden gelmedin" diye sormuyor.
Sedaris'in kilitli kapısı
Sedaris o yazının bir yerinde çocukluğuna dönüyor. Ailesine kızmış bir gün, odasına çıkmış, kapıyı kilitlemiş, saatlerce orada oturmuş. Yıllar sonra Avustralya'daki o arabada Pat'i dinlerken aklına bu gün geliyor ve şunu yazıyor:
"O zamanlar elimde ocak benzetmesi yoktu ama yaptığım şey tam olarak 'aile' yazan gözü kapatmaktı. Sonra kapımı kilitleyip orada kaynamaya bırakmıştım kendimi. O yaşta bile biliyordum ki onlar olmadan bir hiçtim."
Bu cümleyi okuyunca bir süre başka bir şey okuyamadım. Çünkü kapıyı kilitleyen çocuk bunun bedelini bilmiyor değil, biliyor; bile bile kilitliyor, sonra da içeride kaynıyor. Kırk yaşında toplantıdan toplantıya koşarken yaptığımız şey de bundan çok farklı olmuyor sanırım.
Musk, Bezos, Zuckerberg meselesi
Bu benzetme sosyal medyada dolaşırken hep aynı üç isme bağlanıyor. Musk'ın ilk evliliğinin neden bittiği, Bezos'un neden boşandığı, Zuckerberg'in neden arkadaşı olmadığı.
Burada dürüst olayım, bunlar söylenti. Kimsenin evliliğinin hangi göz yüzünden bittiğini dışarıdan bilemeyiz, "falanca kişinin arkadaşı yok" gibi cümleler ise tamamen dayanaksız, sırf çarpıcı geldiği için elden ele dolaşıyorlar.
Ama birinci ağızdan konuşan biri var. Justine Musk, Elon Musk'la on iki yıl evli kaldı ve yıllar sonra "nasıl onlar gibi olunur" diye soran birine uzun bir cevap yazdı. Anlattığı şey aşağı yukarı şuydu, o ölçekteki başarı aşırı bir kişilikten çıkıyor, takıntı olmadan yürümüyor ve o hayatta mutluluğun zaten pek sırası gelmiyor. Kadın bunu on iki yıl içeriden izlemiş, yani dedikoduya hiç girmeden de aynı yere varıyoruz.
Kısık ateş diye bir şey var
Benzetmeyi seviyorum ama kusursuz bulmuyorum, birkaç itirazım var.
Bir kere ocak düğmesi hayatta iki konumlu çalışmıyor. Haftada iki saat spor senin en iyi halin olmayabilir ama sıfır da değil, ayda bir akşam yemeği eski günlerdeki gibi olmayabilir ama arkadaşlığı ayakta tutmaya yetiyor. Fedakarlık dediğimiz şey çoğu zaman kısmakla bitiyor, kapatmaya sıra bile gelmiyor.
İkincisi, kapattığın gözün bedelini yalnız sen ödemiyorsun. Sağlığını kısarsan çocuğuna bir örnek gösteriyorsun, arkadaşlarını kısarsan bütün duygusal yükü eşinin sırtına yıkıyorsun. Ocaklar birbirinden bağımsız çalışmıyor, hepsi aynı tüpe bağlı.
Bir de şu var, teori "başarı" derken hep aynı şeyi kastediyor, dar bir alanda zirveye çıkmayı. Oysa pek çok insan için iyi bir hayat, dört alanda da makul bir seviyeyi tutturmak demek. İsveççede bunun için lagom diye bir kelime bile var, ne çok az ne çok fazla anlamında. Bunu bir eksiklik gibi görmek zorunda değiliz.
Mevsim mi, iklim mi?
Benzetmeyi bugün en çok konuşulur hale getiren isim James Clear oldu. Hepsini bir ömürde yapabilirsin ama hepsini aynı anda yapamazsın, diyor. Bana kalırsa bu işin en işe yarar cümlesi de bu.
Yani fedakarlık ömür boyu sürmek zorunda değil. Yirmili yaşlarında iş ve sağlık sonuna kadar açık olabilir, çocuk olunca aile yükselir ve iş bir tık kısılır, kırklarında tablo yine değişir, önemli olan hangi mevsimde olduğunu bilmen.
Kritik nokta da mevsimin geçici olması. "Bu proje bitene kadar sporu bırakıyorum" demek gayet normal, ama aynı cümleyi beş yıldır kuruyorsan o artık mevsim değil, iklim olmuş demektir.
Yukarıda kendime söylediğimi anlattığım "bu yaşlarda çalışmak lazım" cümlesi de aslında bir mevsim iddiası. İşin kötüsü, o cümleyi ilk ne zaman kurduğumu hatırlamıyorum.
On dakikalık bir egzersiz
Bunu bu hafta kendine uygulamanı öneririm, çok basit.
Bir kağıda dört gözü yaz. Aile, arkadaşlar, sağlık, iş. Her birine bugünkü ateş seviyesini sıfırla on arasında ver, düşünmeden ver, ilk gelen sayı genelde doğru olanı oluyor. Sonra kendine iki soru sor. Bu tablo son üç ayda mı böyle, yoksa son üç yıldır mı böyle? Ve asıl zoru, bu tabloyu ben mi seçtim, yoksa öylece mi oluştu?
Bence her şeyi belirleyen ikinci soru. Bir ocağı bilerek kısmakla farkında olmadan söndürmek arasında dağlar kadar fark var; birini sen seçiyorsun, öteki başına geliyor.
Ben kendi tabloma baktığımda kısık olan iki gözü hemen buldum, arkadaşlar ve sağlık. İkisini de bilerek mi kıstım? Doğrusu tam ortada bir yerdeyim, bir kısmını seçtim, bir kısmı da ben bakmıyorken oldu. Bu hafta ikisi için de küçük birer şey yapacağım, en azından şu su meselesinden başlayayım :)
O arabadaki soru hala ortada duruyor. Sen hangilerini kapattın?